Bazı insanlar hayatı yalnızca kendilerine yetecek bir ışıkla yaşar.
Bazıları ise başkalarını aydınlatma arzusu ile yanar.
Öyle inanırlar ki bu yanışa; ışıkları kendi sınırlarını aşar, sınıflara, koridorlara, en çok da yüreklere doluşur. Bir bakışta umut, bir cümlede cesaret, bir susuşta merhamet olurlar.
Bu inanç zamanla büyür, derinleşir, kök salar. Öyle bir noktaya varır ki artık yalnızca bir sınıfı değil, bir ömrü değil; nice hayatları aydınlatacak kudrete erişir. Çünkü gerçek aydınlık duvarlara sığmaz; mekânla sınırlanmaz. Gerçek aydınlık, insanın içinden doğar ve dokunduğu her kalpte yeniden çoğalır.
İşte öğretmenlik tam da budur.
Kendine yeten bir ışıkla değil; başkalarının karanlığına umut olma cesaretiyle yaşamaktır. Kendi ömrünü başkalarının yarınlarına adama iradesidir.
Fatmanur Öğretmenim,
Siz de bir biyoloji öğretmeni olarak ömrünüzü bu ülkenin yarınlarına adadınız. Hücreyi işlerken “yaşamın en küçük yapı taşı” derdiniz belki… Ama biz bugün anlıyoruz ki bir toplumun en küçük ama en güçlü yapı taşı öğretmendir. Görünmez bir çekirdek gibi sessizce çoğalır etkisi. Bir cümleyle, bir bakışla, bir sabırla yayılır; yıllar sonra bile bir öğrencinin kararında, duruşunda, vicdanında filiz verir.
Ve bir gün kader, sizinle paylaştığımız en acı ama en anlamlı dersini yazdı bize…
O derste tüm ülkenin öğrencileri vardı. Son bir kez yoklama aldınız.
Sesiniz sınıfın duvarlarında yankılanırken, aslında bir ülkeye sesleniyordunuz:
Tarih: 03.03.2026
Ders: Hayat Bilgisi
Sınıf: Türkiye
Merhamet…
Buradayım!
Vicdan…
Buradayım!
Vefa…
Buradayım!
Emanetim…
Burada öğretmenim.
O gün dersimiz, öğretmen sevgisi üzerine bir yazı hazırlamaktı.
Ama notu siz vermeyecektiniz öğretmenim…
“Bu kez herkes yazdığı kâğıda kendi notunu kendi verecek,” demiştiniz.
Önce bunun bir şaka olduğunu sandık. Çünkü biz hep sizin kaleminizden çıkacak sayıyı beklemeye alışmıştık.
Sonra sustunuz ve eklediniz:
“Ders geçilir, sınıf geçilir… Asıl mesele, insanın kendisiyle baş başa kaldığında merhametinden geçer not alabilmesidir.”
Meğer bu son dersinizmiş. Sonrası büyük bir sessizlik ve derin bir hüzün…
Şimdi hayatta öğrencilerinizi bırakıp giderken arkanızdan söylenen tek bir ortak cümle var;
“Çok iyi bir insandı, çok iyi bir öğretmendi.”
Bazı hayatlar uzunluğuyla değil, bıraktığı izlerle ölçülür. Siz iz bıraktınız öğretmenim.
Hakkınızı helal edin.
Işığınız, yetiştirdiğiniz her öğrencinin yüreğinde yaşamaya devam edecek.
Rahmet ve minnetle…🙏
Son Söz
Bir ülke de nasıl ki askerimiz güvenliği sağlayan ordumuzsa, öğretmenlerimiz de geleceği tesis eden ordumuzdur. Dün bir okulda yalnızca bir öğretmenimiz katledilmedi; o el, devlete kalktı…
Geleneklerimize, gençlerimize, geleceğimize, namusumuza kalktı.Yazıyorum; belki hiç okunmayacak, belki kimse duymayacak… ama yazmaya devam edeceğim. Ses getiremesem de karınca misali tarafımız belli olsun.
Okullar, şiddet ve zorba yeri değil; bilim ve vicdan yuvası olmalı. Eğer bunu başaramıyorsan, koskoca ülkenin evlatlarını hatalarınla harcıyorsan, o görevi terk etmelisin! Bu ihmali gören, önlem alamayan her kim varsa, benim vicdanıma göre derhal görevini terk etmelidir. !
Bugün yaşadığımız bu elim olay, Türkiye’de eğitimdeki sorunları anlattığım iki yazının yankısıdır:
Bugün bir öğretmeni kaybettik, ama onun mücadelesi, cesareti ve inancı hâlâ sınıflarda, hâlâ yüreklerde yaşıyor. Bizler, onun ışığını söndürmeden, umudu taşımaya devam etmeliyiz. Çünkü eğitim, yalnızca dersliklerde değil, vicdanlarda büyür.
