Çocuğunuzun Geleceğini Tehlikeye Sokan 6 Kritik Ebeveyn Hatası

Anne ve babanın ellerinden tutan çocuk, sevgi ve disiplin dengesi, aile rehberliği ve çocuk eğitimi teması

Sınır Tanımayan Çocuklar...

Hiç fark ettiniz mi, diye sormak isterdim… Ama aslında fark etmemeniz neredeyse imkânsız. Duru durağı olmayan, toplum içinde avazı çıktığı kadar bağıran; komşusuna ses gittiğini bile bile atlayan, zıplayan; arkadaşının elinden oyuncağını zorla alan, geri almak isteyince onu iten; anneye tokat atan, mamasını itip yere deviren çocuklar görüyorum etrafta… Saymakla bitiremeyeceğim bir liste bu.

Peki Ya Büyüdüklerinde?

Biraz büyüdüler mi? O zaman başka bir tabloyla karşılaşıyoruz: Hiçbir şeyden mutlu olmayı bilmeyen, anne-babaya karşı gelmeyi, düşük not almayı bir “hava atma” aracı gibi gören; şiddet, zorbalık, küfür ve hakaretle eğlenen çocuklar. Üstelik eğlendikleri kişileri “ezik” olarak yaftalıyorlar ve bunu duyurmak için sosyal medyada video paylaşmaktan da hiç utanmıyorlar.

Artan Şiddet Eğiliminde Ebeveynin Rolü?

Herkes “Allah sonumuzu hayır etsin” diyor; ama ben bu işin yalnızca duayla çözüleceğine inanmıyorum. Bu inançsızlıktan değil, haşa… Ama demişler ya: “Tedbirini al, takdire bahane bulma.” İşte mesele de bu. Kimse “Neden böyle oldu? Nerede hata yaptık? Bu durumu nasıl düzeltebiliriz?” demiyor.

Oysa en nihayetinde bu çocukları biz yetiştiriyoruz; anne ve babalar olarak sorumluluk tamamen bizim omuzlarımızda. Elbette işin içinde sosyal medya, televizyondaki aileye uygun olmayan diziler ve filmler gibi sayısız etken var. Ama bize düşen görevler azımsanmayacak kadar fazla.

Fedakârlık ve Yanlış Tutumlar: Hata Nerede Başlıyor?

Ben burada, “Yemedim, yedirdim; giymedim, giydirdim” derken, fedakârlık adı altında hangi tutumlarımızın hataya dönüştüğünü sorgulamak istedim. Çünkü çocuklarımızın geleceği, bizim seçimlerimizin ve davranışlarımızın gölgesinde biçimleniyor; bu yüzden her adımımızın, her davranışımızın farkında olmak zorundayız.

Özgüveni Yanlış Anlamak: Sınır mı, Boşluk mu?

Bizim zamanımızda terbiye etmek dayakla eşdeğer sayılıp yanlış yorumlandıysa, şimdi de özgüven yanlış anlaşıldı ve özgürlüğün sınırsız olduğu sonucuna varıldı. Oysaki bu bir denge işiydi; özgürlük, başkasının özgürlük alanıyla sınırlıydı. Sınır koymak, kural koymak; çocuğun hayatına çeki düzen vermek, onu boğmak değil, yolunu aydınlatmaktı. Ama çoğu zaman bu ince denge göz ardı edildi; özgürlük, denetimsizlikle karıştırıldı, güven ise kontrolsüzlüğün bahanesi hâline geldi.

“Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın” derken nasıl bir tuzağın içine düştüğümüzü gelin hep birlikte inceleyelim.

Çocuğunuzun Geleceğini Tehlikeye Sokan Ebeveyn Hataları

1- Özgürlüğü sınırsız sanmak

Çocuğa her istediğini yapma özgürlüğü vermek, sınır koymayı ihmal etmek… Bunu en iyi basit bir örnekle anlatabilirim: Bir restoranda, bağıra bağıra oynayan, etrafta koşuşturan üç çocuklu bir aileyle yemek yedik. Çocuklar o kadar gürültü yapıyordu ki eşimle birbirimizi duyamıyorduk. Uyarı aldıklarında ise “Ne yapalım, çocuk işte” diyerek tepki gösteriyor, sınırların önemini hiçe sayıyorlardı. Sonrası bazı tartışmalar çıktı... İşte bu, özgürlük adı altında kontrolsüzlüğün ve sınır koymamanın yarattığı sorunların canlı bir örneğiydi. 

Peki, bu özgüvenli bir çocuk yetiştirmek mi, yoksa başkalarına saygı göstermeyi öğretmemek mi? Kararı siz verin. 

Ama bana göre bu olayda ebeveynler, çocuklar zarar verdiğinde veya bir kuralı çiğnediğinde onu savunuyor veya uyarıları ciddiye almıyor. Bu, çocuklara, sosyal normların ihmal edilebilir olduğunu öğretir. Çocuk, çatışmaları çözmeyi öğrenmek yerine, agresif veya dikkatsiz davranışları pekiştirir.

2- Özgüveni yanlış yorumlamak

Kural tanımadan büyüyen çocuklarda “Ne istersem yapabilirim” anlayışı gelişiyor. Çocuk kendini güçlü hissediyor ama başkalarını ezmeyi de normal görüyor. Oysa ki gerçek özgüven, sadece kendini güçlü hissetmek değil; başkalarının haklarına saygı duymak ve sınırlarını gözetmekle anlam kazanır.

Çocuğa davranışının hatalı olduğunu göstermek, arkadaşının haklarına saygılı olması gerektiğini öğretmek, biz anne-babaların en temel görevlerindendi. Bunu kendi gözlemlerimden bir örnekle açıklayayım: Misafirliğe gittiğimiz yakınlarımın küçük çocuklarını görüyorum. Tüm evi kendi evi sanıp çekmeceleri açıyor, içindekileri karıştırıyor; evde buldukları oyuncakları “benim” diyerek kapıdan alıp götürüyor; yemedikleri yiyecekleri yere atıp üzerine basıyorlar. Annelerse bu davranışları öz güven olarak yorumluyor. Ben ise, ebeveynlerin bu disiplinsizliği tölere etmesini, çocukların ileride şiddete meyilli ve kural tanımaz gençler olarak karşımıza çıkacak bir tehlike hâline gelmesi olarak görüyorum.

3- Şiddeti normalleştiren davranışlara göz yummak

Çocukluğumuzda yediğimiz dayaklara içerlerken, şimdi çocuğumuzun arkadaşına vurmasını ya da bir eşyasını kırmasını “çocuktur” diyerek geçiştirip gülmek… Ya da “Sen de vursaydın” diyerek onu şiddete teşvik etmek… Biz anne-baba olarak nasıl bir arada kalmışlık yaşıyorsak, sanki çocukluğumuzda yediğimiz dayakları savunuyor gibi davranıyoruz. İşte tam da bu, düşündürücü bir çelişki: Hem geçmişin gölgesindeyiz hem de bugünün sorumluluğunu taşımaya çalışıyoruz. Geçmişte, “terbiye etmek” adı altında uygulanan şiddete nasıl karşı çıktıysak, bugün de “özgüven” kisvesi altında ortaya çıkan şiddete karşı durmalıyız.

5- Kıyas ve rekabeti özendirmek

Hâlâ “bak şu çocuk…” mantığı geçerli; başarı, yalnızca akademik veya görünür başarıyla ölçülüyor. Bu kadar sınır tanımazlık içinde, sınav odaklı bir kültür de eklenince ister istemez kıyaslama yapıyoruz ve çocuklara kıskançlığı, karşılaştırmayı, küçümsemeyi normalleştiriyoruz. Sonuçta, biraz büyüdüklerinde, sınır bilmediklerinden anne-babalarına, arkadaşlarına, komşularına alay etmekte, hakaret etmekte veya sosyal medyada rezil etmekte bir sakınca görmüyorlar.

6- Sorumluluk ve hesap verebilirliği atlamak

Çocuk, kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamıyor veya anne-baba tarafından sürekli aklanıyor. Örneğin, çocuğun arkadaşının oyuncaklarını alıp oyun sırasında kırdığını düşünelim. Eğer anne-baba hemen “Boşver, çocuk işte” diyerek çocuğu aklıyor, özür dilemesini veya eyleminin sonucunu telafi etmesini sağlamıyorsa, çocuk kendi davranışlarının başkalarına etkisini öğrenemiyor. Böylece sorumluluk duygusu gelişmiyor ve “Ben ne yaparsam yaparım, sonuçları önemli değil” düşüncesi pekişiyor.

5 Altın Kural: Sevgi ve Disiplin Bir Arada

1️⃣ Sınır Koymak Sevgiyle Başlar

Çocuğunuza sınırlar koymak, onu kontrol etmek değil; sağlıklı özgüven ve sorumluluk geliştirmesine yardımcı olur. “Hayır” demek, sevginizi azaltmaz, aksine güvenli bir ortam yaratır.

2️⃣ Tutarlılık Anne-Babanın Gücü

Evde otoritenin siz olduğunuzu unutmayın. Kuralları belirlerken ve uygulatırken eşinizle birlikte tutarlı olun. Tutarsızlık, çocukta kafa karışıklığı ve kuralsız davranışlara yol açar.

3️⃣ Davranışın Sonuçlarını Öğretmek

Çocuğun hatalı davranışlarını görmezden gelmeyin. Arkadaşına zarar vermek, eşyalarını kırmak gibi davranışların sonuçlarını anlamasını sağlayın. Bu, sorumluluk ve empati bilincini geliştirir.

4️⃣ Özgüveni Denetimli Özgürlükle Beslemek

Özgüven, sınırlar ve rehberlikle büyür. Çocuğunuzun kendi kararlarını almasına izin verin, ama başkalarının haklarını ihlal etmesine göz yummayın. Denetimli özgürlük, çocukta saygı ve öz güveni dengeler.

5️⃣ Rol Model Olmak ve Duygusal Destek Vermek

Anne-baba olarak davranışlarınız, çocuğun ilk eğitim alanıdır. Sabırlı, saygılı ve sorumlu davranarak örnek olun. Duygularını ifade etmesine alan açın; ağlamak, üzülmek veya korkmak normaldir ve öğrenme sürecinin parçasıdır.

Dip Not: Seksenli yılların bizleri, saygının şiddetle tesis edilemeyeceğine kanaat getirmiştik; ama sanırım şimdi de saygının sınırsız özgürlükle sağlanamayacağını anlamış durumdayız.😌