📜Bir Devlet Kimi Yüceltirse Ayakta Kalır? | PART II: Kutadgu Bilig’den Bin Yıllık Bir Ayna

 YUSUF HAS HACİP FOTOĞRAFI VE SÖZÜ

Bin Yıllık Bir Ayna

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hâcip tarafından 11. yüzyılda yazılmış; devletin nasıl ayakta kalacağını, adaletin nasıl tesis edileceğini ve iktidarın hangi değerlerle anlam kazanacağını anlatan bir siyaset ve ahlâk kitabıdır. Ancak onu değerli kılan yalnızca tarihî bir metin olması değil; aradan geçen bin yıla rağmen söylediklerinin hâlâ güncelliğini korumasıdır.

Bu eser gücü kutsamaz; gücü sınırlayan ahlâkı yüceltir. Makamı değil liyakati, zenginliği değil emeği, korkuyu değil adaleti merkeze alır. Bu yüzden Kutadgu Bilig, sadece geçmişin hükümdarlarına değil, bugünün yöneticilerine ve toplumlarına da ayna tutar.

Kutadgu Bilig’e göre bir hükümdarın değer vermesi gerekenler yalnızca makam sahipleri değildir; bir memleketin aklını, sağlığını ve ruhunu ayakta tutan insanlardır.


Bir Devlet Kimi Yüceltirse Ayakta Kalır?

Bilginler: Devletin Aklı

Yusuf Has Hâcip, bu sınıfların en başına bilginleri koyar. Çünkü bilgi, devletin aklıdır. Hükümdar bilginlerle yakın olmalı; onları sevmeli, korumalı ve sözlerine kulak vermelidir. Zira aklın hor görüldüğü yerde güç körleşir.

🧠 Bugün ise bilim insanlarının bavullarını topladığı, pırıl pırıl genç zihinlerin hayallerini başka ülkelerde kurduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Demek ki bu sınavdan geçemedik; bilginin kıymetini tutmakta sınıfta kaldık.


Hekimler: Toplumun Emniyet Supabı

Ardından hekimler gelir. Yusuf Has Hâcip, “Herkes bir gün hastalanabilir” derken yalnız bedeni değil, devletin kırılganlığını da hatırlatır. Hekim yalnızca şifa dağıtan değil; toplumun emniyet supabıdır.

⚕️ Bugün hekimlerin çoğu yurt dışına gidiyor, kalanların omuzları ise mutsuzlukla çöküyor. Sağlık gibi hayati bir alanda; hekimlere yönelik şiddetin artması, göçmen sağlık çalışanlarının çoğalması, maaşların yetersiz kalması ve hastalara nitelikli, insanca muamelenin giderek zayıflaması, büyük bir ihmalkârlığın sessiz ama derin sonuçlarıdır. Burada da sınıfta kaldığımızı inkâr edemeyiz.


Şairler: Toplumun Duygusu

Ve şairler… ️
Yusuf Has Hâcip onları denizden inci çıkaran dalgıçlara benzetir. Çünkü şair, toplumun duygusunu derinliklerden çıkarır; söylenemeyeni söze döker, görülmeyeni görünür kılar.

Ne var ki bugün, ezbere dayalı bir eğitim sistemi içinde çocuklar kalemlerini yetenekleri için değil, test çözmek için kullanıyor. Sanat daha filizlenmeden budanıyor. Tüm zorluklara rağmen şiire, edebiyata tutunanlar ise çoğu zaman geçim derdiyle baş başa bırakılıyor. Bu başlıkta da ne yazık ki sınıfta kaldık.


Çiftçiler ve Hayvan Yetiştiricileri: Alın Terinin Sahipleri

Bir de çiftçiler ve hayvan yetiştiricileri vardır. Onlar emeğin ve alın terinin temsilcileridir; hile hurdaya meyil etmezler. Bunlarla aran iyi olursa karnını doyurman konusunda endişen olmaz.

🌾 Ne var ki bugün Türkiye’de tarım ve hayvancılık, yanlış politikalar, artan maliyetler ve değersizleştirilen emek yüzünden neredeyse bitme noktasına gelmiştir. Toprağı terk eden çiftçiyle birlikte yalnızca üretim değil, gıda güvenliği ve toplumsal denge de zayıflamaktadır.

Bu yüzden bu söz artık bir öğüt değil, gecikmiş bir uyarıdır. Yani yine karnemize zayıf not yazıldı.


Tüccarlar: Güven Üzerine Kurulu Bir Alan

Ve tüccarlar; onlarla iyi geçinmeli, dostluklar kurmalı ve ihsanda bulunmalıdır. Çünkü ticaret güvenle ayakta durur.

Ama bugün kepenk kapatan esnafların, borçla ayakta durmaya çalışan küçük dükkânların hikâyesi bu cümlenin gölgesinde kalıyor. Büyüklerin kayırıldığı, küçüklerin ezildiği; kimin ne kazandığının, hangi işlerin döndüğünün bilinmediği bir kurtlar sofrasına dönmüş bir düzende ticaret ahlâkı yerini paravanlara ve ilişkiler ağına bırakıyor.

Çok acı… Çünkü güven kaybolduğunda yalnızca esnaf değil, toplum da iflas ediyor. Bu dersten de geçemediğimize şaşırmadık, değil mi?


Zanaatkârlar: Ustalığın Sessiz Çöküşü

Yusuf Has Hâcip’e göre zanaat erbabı da lüzumlu ve kıymetli bir sınıftır. Onların hayranlık uyandıran hünerleri vardır; hakları gözetilmeli, kendilerine iyi muamele edilmelidir.

🛠️ Bugün ülkemize baktığımızda zanaat sınıfından söz etmek neredeyse mümkün değil. Her şey fabrikalarda seri üretime teslim edilmiş durumda. Emek nerede, sanat nerede, ustalığa verilen değer nerede?

Eğitim kalitesini okul sayısı ile ölçen, başarıyı iyi not almayla eş değer tutan, herkesi tek kalıba koyan bir eğitim sistemiyle  zaten can çekişen zanaat dünyası, eleman bulamaz hâle geldi; olanlarında yetenekleri, kıymet görmeyen bir sistem içinde sessizce yok olup gitti.


Fakirler: Duanın Sahipleri

Ve en son kesim fakirlerdir. Hükümdarın onlara iyi muamele etmesini, yedirip içirmesini öğütler; çünkü onların duası makbuldür, dua ise en büyük hazinedir.

🤲 Bugün ise zengini daha zengin, fakiri daha fakir eden bir düzen içinde; bilginler, hekimler, zanaatkârlar, tüccarlar, çiftçiler… Sayılan bütün bu sınıflar giderek aynı yerde buluşur oldu.

Artık neredeyse hepimiz bu grubun içindeyiz; yani fakiriz. Karne notumuz yine sıfır… Fakiri bol bir ülkede dua mı çoğalır, beddua mı; onu da ahirette öğreneceğiz. Ne hoş, ne mutlu bir tablo değil mi?


Kut Nerede Kayboldu?😢

Ve yine son sözü ve yorumu Kutadgu Bilig’e bırakıyorum:

Ey hükümdar!
İnsanlık mürüvvettir. Mürüvvet ise hiç şüphesiz insanların emeğini takdir ederek haklarını vermektir. Halkın senin üzerinde üç hakkı vardır:

  • Akçenin ayarını koru, onu bozdurma.
    Ekonomi dengesinden bin yıl önce söz edebilmek… Bu, Yusuf Has Hâcip’in ne denli bilge bir insan olduğunu göstermiyor mu? Peki bugüne bakalım; yani bin yıl sonrasına… Teknoloji, modernite, iletişim, psikoloji… Her şey bu kadar ilerlemişken daha iyi olması gerekmez miydi?
  • Halkı adil kanunlarla yönet.
    Keşke… Adalet saraylarının önünde adalet için inim inim inleyen anneler; yasa yetersizliğine rağmen birkaç merhametli hâkim ve hukukçunun omuzlarında ayakta durmaya çalışan bir vicdan… Kadın cinayetleri, çocuk istismarları, gençler arasında artan şiddet… Ve bütün bunların içinde tedirgin, kendini güvende hissetmeyen bir halk. Evet, dış tehlike çok büyük; ama içeride sessizce büyüyen tehlike daha mı az?
  • Yol emniyetini sağla, haydutların kökünü kazı.
    Allah askerimize, polisimize zeval vermesin. En zor şartlarda görev yapan, canını ortaya koyan; fakat karşılığında çoğu zaman hakkını alamayan, yükü en ağır omuzlar onlar. Bu milletin şanını, vakarını ve yüceliğini ayakta tutan da yine bu sessiz fedakâr insanlardır.

Sofra Edebi: Kaybedilen Bir Medeniyet Ölçüsü 😶

Değinmeden edemeyeceğim… Kutadgu Bilig yalnızca devlet düzenini anlatmakla kalmaz. Bir evliliğin nasıl olması gerektiğinden, ziyafete gidenin edebine; hatta ziyafete davetin usulüne kadar hayatın en ince yerlerine temas eder. Yani yalnızca bir yönetim kitabı değil, bir yaşama ahlâkı metnidir.

Bugün televizyonlarda boy gösteren yemek programlarıyla yerle bir edilen binlerce yıllık Türk gelenek ve göreneklerini hatırlamak ve topluma yeniden hatırlatmak adına bunu paylaşmadan geçemedim.

Çünkü Türk töresinde sofranın bir edebi, bir hayası vardır. Sofra, yalnızca karın doyurulan bir yer değil; insanın kendini terbiye ettiği, dilini tarttığı, başkasının rızkına saygı gösterdiği bir mekândır.

İnsanların yemeğini kötülemek, herkesin içinde birbirini aşağılayıcı sözler söylemek, yemeğe burun kıvırmak… Bunlar bizim töremizde yoktur. Bizde sofra incitmez, onarır; küçük düşürmez, birleştirir.


Yusuf Has Hâcip’ten Son Söz🌷

Kutadgu Bilig’e göre adalet zedelendiğinde, emek değersizleştiğinde ve güven kaybolduğunda kut da sessizce terk eder memleketi.

Şimdi yorumu size bırakıyorum:
Sizce kut bu ülkeden neden kaçtı?
Ve daha önemlisi…
Onu gerçekten geri getirmek istiyor muyuz, yoksa yokluğuna alıştık mı?

PART I

📚Kutadgu Bilig kitap incelemesinin birinci bölümünde, eserin tarihî arka planını ve temel kavramlarını ayrıntılı biçimde ele almıştım.

Okumayanlar için bağlantıyı buraya bırakıyorum 👉Kutadgu Bilig kitap incelemesinin birinci bölümü için buraya tıklayın.