Aslında Hep Hissettiklerimizi Dile Getiren Kadınlar Olduk
Bize yıllarca “dırdır ediyorsunuz” dediler… Sanki hissettiğimizi söylemek bir suçmuş, yorulduğumuzu dile getirmek ayıpmış gibi.
Oysa biz sadece tükendiğimizi, yorulduğumuzu; desteğe, anlaşılmaya, omuz omuza yürümeye ihtiyaç duyduğumuzu anlatmaya çalıştık.
Anlaşılmadıkça tekrar tekrar sesimizi duyurmaya çabaladık. “Lütfen duy beni… Desteğe ihtiyacım var.” dedik.
Vermek istediğimiz mesaj aslında çok basitti:
“Beni üzen bir sorunu, bir davranışı paylaşmak istiyorum. Çünkü sen benim yol arkadaşımsın. Mutsuz olmamı istemezsin, değil mi?”
Peki ne oldu? Bir kadın üzüldüğü bir konuyu anlatmaya çalışırken, karşısındaki erkeğin dinlemek yerine öfkelenmesi… Meseleyi kadına çevirip onu problemmiş gibi göstermesi… Ya da dinler gibi yapıp kısa bir “hı hı”yla geçiştirmesi…
Ve o meşhur dudak bükülüş: “Yine başladın dırdıra…” 😤
Bu gerçekten kalbimizi çok kırıyor. 💔
Böylesi bir tutum, kadının kendinden şüphe duymasına, suçluluk hissetmesine… Ve en kötüsü, kendi duygularının geçersiz olduğunu düşünmesine yol açıyor.
Sonra mı?
Farkına bile varmadan içimizde sessiz bir vazgeçiş başlıyor. Ve bir kadın için bu, girilecek en son yoldur. Bedenen oradayızdır ama artık ruhen yolumuzu şaşırmışızdır. Hayatta omuzlarımıza bir yük daha bırakılmıştır:
Mutsuzluk...
Çünkü toplum bize hep aynı rolleri biçti: “Sabırlı eş”, “Fedakâr anne”…
Bu biçilen rollerin ağırlığının altında ezildikçe de şunu fark ediyoruz:
“Bir ilişkiyi tek taraflı kurtaramayız… Karşı tarafın da buna niyetli olması gerekir.”
Kadının Duygusal İhmal Edildiği İlişki Analizi
Günümüzde kadının duygusunu ifade etmeye yönelik çabası ile erkeğin bunu küçümsemesi arasında giderek büyüyen bir uçurum var.
Bu uçurumu anlamak için birkaç psikolojik dinamiğe bakabiliriz:
1. “Dırdır” Etiketi: Kadının Duygusunu Geçersiz Kılma
Erkeğin “dırdır ediyorsun” tepkisi, psikolojide duygusal geçersizleştirme olarak adlandırılır. Bu şu anlama gelir:
- Kadının duygusu küçümsenir,
- Hissetmesi “abartı” olarak görülür,
- Problemin kendisi değil kadının tepkisi hedef alınır.
Bu tip geçersizleştirme uzun vadede:
- Özsaygıyı zedeler,
- Kadın kendini suçlu hissetmeye başlar,
- Duygusunun doğruluğunu sorgulamaya başlar.
2. “Hı hı”, öfke, dudak bükme: Sessiz Psikolojik Mesafe
Partnerin öfkelenmesi ya da dinler gibi yapıp konuyu kapatması aslında duygusal kaçınma davranışıdır.
Bu davranış erkek tarafından “konuyu geçiştirmek” için yapılsa da kadın açısından:
- Terk edilme hissi,
- Yalnızlık,
- “Ben önemli değilim” inancı gibi derin yaralar bırakır.
3. Kadının “Tekrar Tekrar Anlatma” Döngüsü
Kadınlar çoğu zaman bir duyguyu yineliyorsa bunun nedeni “ısrarcı” olmaları değil, duyulmadıkları için yeniden anlatma ihtiyacıdır.
Psikolojide buna “duygusal doğrulama arayışı” denir.
Yani kadın aslında şunu der: “Benim derdimi anla, yoksa iyileşemem.”
Bu yinelenen çaba, ilişki için bir alarmdır.
4. Sessiz Vazgeçiş: Duygusal Kopuşun Başlangıcı
Bu durum ilişkilerde duygusal kopuş olarak bilinir. Açık bir kavga değildir… ama çok daha tehlikelidir.
Çünkü:
- Kadın artık mücadele etmeyi bırakmıştır,
- Duygusunu ifade etmeyi bırakmıştır,
- İyileştirmeye çalışmayı bırakmıştır.
Sadece “beraber gibi” görünür ama içinde çoktan ayrılmıştır. Bu aşamada bir daha asla ruhu geri dönmeyecektir.
5. Toplumsal Roller: Yüksek Sorumluluk – Düşük Destek
“Sabırlı eş”, “Fedakâr anne”…
Bu roller nedeniyle kadın:
- Kendi ihtiyaçlarını ertelemeye,
- “Ben sorun çıkarmayayım” diyerek sessiz kalmaya,
- Ve mutsuz olduğu bir hayata devam etmeye
mecbur bırakılır.
Bu duygusal tükenmedir ve hak ettiğimiz sevgiyi görememişizdir.
6. Son Cümledeki Farkındalık: İlişkisel Gerçeklik
“Bir ilişkiyi tek taraflı kurtaramayız.”
Bu cümle psikolojik açıdan çok güçlüdür. Bu:
- Kabulleniş,
- Duygusal olgunluk,
- Sorumluluğu doğru yere koyma
evresine geçildiğini gösterir.
Bu aşama, kadın için yalnızca bir vazgeçiş değil; aynı zamanda kendine dönüş sürecidir. Artık ilişkiyi taşıma görevini sırtından indirmeye hazırdır. Fakat toplumun biçtiği rollerden ve ekonomik özgürlüğü olmadığından korkar.
Sonuç: Kadınların Sessiz Duygusal Yolculuğu
Bu hikâye, kadınların yalnızca bir sorununu değil; duygusal emeğin karşılık bulmamasıyla oluşan içsel çöküşü anlatıyor.
- Önce anlatma,
- Sonra açıklama,
- Sonra tekrar etme,
- En sonunda sessizce vazgeçme…
Bu döngü, kadınların ilişkilerde en sık yaşadığı psikolojik yolculuktur.
Aslında önümüzde iki yol vardır:
1. İşlevli olan: Değer görmediğimiz yerden uzaklaşmak
“Yaptıkların beni çok üzüyor ve üzerimde büyük bir stres yaratıyor. Bunu kabul edemem. Seni seviyorum ama bu benim için çok zor. Enerjimi bu stresle başa çıkmak için harcamak istemiyorum.”
2. İşlevsiz olan: Değer görmediğin yerde kalmaya devam edip; çabalamak, zorlamak, kontrol etmeye çalışmak, değişmesini umut etmek
“Seni seviyorum ama yaptıkların beni çok üzüyor. Ne olur artık beni üzme… Lütfen değişmeye çalış.”
İkincisi ne kadar tanıdık geliyor, değil mi?
“Yeniden birini kim tanıyacak şimdi?”,
“Çocuğum var…”,
“Dul kalamam…”,
“Nereye gideceğim?”,
“Elalem ne der?”,
“Onsuz yaşayamam…”
Bahaneler uzadıkça uzuyor; o sırada biz, aynı kısır döngünün içinde sessizce tükeniyoruz. 🥀
Bir kadını en çok yoran şey; sevgisizlik değil, sevgiyi hak ettiğini anlatma ve anlaşılacağını umma çabasıdır.
